Sanal Gerçekliğin Sonu 3D Gibi mi Olacak?

3D teknolojisinin TV'lere veda etmesi bir yana, sanal gerçeklik-VR teknolojisinin de 3D yolunda ilerlediğine ilişkin açıklamalar hız kazanmaya başladı!

3D TV

Belki de günümüzün en popüler mobil ürünleri arasında sanal gerçeklik yani VR kaskları ve teknolojisi yer alıyor veya hala gündemde tutuluyor. Özellikle geçtiğimiz sene 2017’nin en popüler ürünleri haline geleceği konuşulan sanal gerçeklik için, ironik olarak 2017 yılında geleceğinin çok da parlak olmayacağı konusunda açıklamalarla karşılaşılmaya başlandı. Durumun böyle olması da akıllara, bir dönemin benzer gündemini sunmuş olan 3D TV ve 3D içerik konusunu getiriyor. Nitekim ilk çeyrek itibariyle de VR ve 3D benzetmeleri de sektörde sıkça rastlanan polemiklerden olmaya başladı.

VR teknolojisi, 3D teknolojisiyle benzer senaryo ile sonuçlanabilir!

Sanal gerçeklik üzerinden devam etmeden önce, geçmişe yani 3D görüntü teknolojisinin aynı potansiyelde olduğunun düşünüldüğü zamanlara geri dönüş yapmakta fayda var.

3D TV

O dönemlerde, hem TV üreticilerinin hem de teknoloji sektörünün en popüler konuları arasında, 3D TV ve 3D içerikler yer alıyordu. “Geleceğin teknolojisi” olarak da lanse edilmeye çalışılan bu durum, TV üreticileri tarafından da 3D TV’ler olarak mağazaları süslüyordu. Ancak hem içerik üretimi hem de izleyiciler tarafında kendini göstermiş olan ve pek de sevilmeyen bir detay bulunuyordu: 3D Gözlük!

Durumun bu derece sıkıntılı bir hal almaya başlayacağı endişeleri, üreticileri gözlüksüz 3D teknolojisine yönlendirmeye başlamıştı ve nihayetinde gözlüksüz 3D vaadindeki TV modelleri de piyasada yerini almıştı. Üstelik mobil taraftan da bu hamleye destek gelmişti. Ayrıca mobil tarafta 3D çekim yapabilen ürünler de boy göstermeye başlamıştı.

3D TV

Günün sonunda “her evde 3D keyfi” ile başlayan heyecan, ilerleyen zamanlarda sadece sinema salonlarında ve sonrasında ise mazide kalan bir serüven oldu. Bunun en büyük sebebi de 3D görüntülerin izleyiciler tarafından çok da iyi bir anlam ifade etmemeye başlaması, uzun süreli seyirlerde fiziki rahatsızlık oluşturması gibi başlıklardı.

Kısaca 3D teknolojinin başlamasına ve son bulmasına değindikten sonra, sanal gerçeklik yani VR tarafına geçildiğinde, aslında birbirinden çok da farklı olmadıkları dikkat çekecektir.

Gözlük ve kask işleri değiştiriyor!

VRDaha önce Google Glass’ın da tarihe gömülmeye başlamasıyla neden gösterilen gözlükler, VR tarafında daha da ileri giderek bir kask haline geliyor.

Başlıca olarak 3D gibi “gerçekçilik” vurgusu ile yola çıkan VR, beraberinde fiziki sorunları da getiriyor: Baş ağrısı, mide bulantısı ve uzun süreli kullanım sonrasında fiziksel aktivitelerle negatif tutum

Oyun sektörünün de iyiden iyiye sanal gerçeklik tarafında varlık göstermeye başlaması, tüm bunların üstüne bir de donanım ve grafik yeterliliği sorunlarını ortaya çıkardı.

ps VR

Uzun kurulum süreçleri, çok da hafif olmayan kasklar, kablo karmaşası gibi etmenler, bir süre sonra kullanıcılara sadece arada bir deneyimlemenin daha iyi olabileceği izlenimi vermeye başladı.

Sanal gerçeklikteki problemler, günümüzün değil, geçmişin problemleri!

Elbette ki teknolojinin ilerlemesi, bahsi geçen tüm bu etmenlerin ortadan kaldırılabileceği anlamına geliyor. Lakin, unutmamak gerekiyor ki VR teknolojisi, sadece son birkaç yıldır “evlere konuk” olmaya başlayan bir teknolojidir. 20 yıllık bir süre zarfında birçok farklı sektörde ve evlere konuk olanların misliyle daha güçlüleri kullanılmakta, lakin bahsi geçen sorunların önüne henüz geçilemedi.

Toplarlamak gerekirse sanal gerçeklik, özellikle akıllı telefonlar aracılığı ile 15-20 dakikayı geçmeyen sürelerde mutlu sonuçlanan bir deneyim yaşatabiliyorken, uzun soluklu oyun ve sinema filmlerinde, aslında ne mevcut olan bir “gerçekçilik” beklentisine cevap verebiliyor, ne de sorunsuz bir kullanım vaat edebiliyor.

Nitekim, şu an için firmaların VR balonunu şişirmeye devam edeceği su götürmez bir gerçek. Ancak son günlerde 3D benzetmelerinin de ivme kazanması, durumun ciddi anlamda bir “balon” mu olduğu sorusunu akıllara getirmiyor değil!

Paylaş
Eren Ertem
1997 yılında, Commodore 64 klavyesi ile tanıştığı teknoloji dünyasında yoluna, TED kolejinden sonra Yeditepe Üniversitesi'nde İngilizce eğitimli Elektrik-Elektronik Mühendisi olarak devam ediyor. Birçok farklı basılı ve elektronik medya sektöründe çalışmış, C programlama dili, Java programlama dili ve elektronik yayıncılık editörlüğü ile ilgili eğitim setleri hazırlamıştır. Popüler Bilim üzerine araştırmalarına ve yazılarına editör olarak devam ederken, öte yandan da 1947 Roswell konusu ile ilgili araştırma kitabını ve Alacaklı romanını yazıyor.